Site icon Ajans Oto – Otomobil Haberleri

Küçük hesaplar ve omurgalı duruş

Otomotiv sektörü uzun yıllardır yalnızca otomobillerin değil, aynı zamanda güçlü iletişim çalışmalarının da merkezi haline geldi. Markalar yeni modellerini tanıtıyor, teknolojilerini anlatıyor, geleceğe ilişkin hedeflerini paylaşıyor. Gazeteciler de bu toplantılara katılarak kamuoyunu doğru ve tarafsız şekilde bilgilendirmeye çalışıyor. Ancak son yıllarda sektörün içinde konuşulan, fakat pek dile getirilmeyen bazı rahatsız edici gelişmeler var.
Basın toplantılarında ya da lansmanlarda gazetecilerin dört-beş kişilik gruplar halinde sohbet etmesi, birlikte vakit geçirmesi son derece doğaldır. Aynı mesleği yapan insanların birbirleriyle fikir alışverişinde bulunması kadar doğal bir şey olamaz. Ne var ki bazı PR ajanslarının bu durumu farklı değerlendirdiğine şahit oluyoruz.
Bazı gazeteci arkadaşlara, “Siz sürekli aynı grupla birliktesiniz. Bu görüntü nedeniyle size reklam veremeyiz. Şu kişilerden biraz uzak durun. Aynı ekip olduğunuz belli olmasın.” şeklinde telkinlerde bulunuyor.
Düşünün…
Bir gazeteciye, kiminle arkadaşlık edeceği konusunda yönlendirme yapılıyor.
Daha acısı ise, bunu kabul edenler de var.
Üç beş kuruşluk reklam uğruna yılların dostluğunu, meslek arkadaşlığını bir kenara bırakabilen insanlar çıkıyor. Aynı masada oturmaktan, aynı karede görünmekten çekinen gazeteciler var.

Oysa gazetecilik, bağımsız bir meslektir. Gazetecinin kimlerle oturacağına, kimlerle sohbet edeceğine bir PR ajansı karar veremez. Buna izin veren kişi de önce mesleğini, sonra dostluğunu sorgulamalıdır.
Reklam elbette her yayın kuruluşu için önemlidir. Medyanın ayakta kalabilmesi ekonomik gerçeklere bağlıdır. Ancak reklam ile gazetecilik arasındaki çizgi silinmeye başladığında zarar gören yalnızca gazeteci olmaz; mesleğin itibarı da yara alır.
Sektörde dikkat çeken bir başka sorun ise bazı markaların kurumsal iletişim anlayışıdır.
Kurumsal iletişim yöneticilerinin temel görevi, marka ile medya arasında sağlıklı bir köprü kurmaktır. Gazetecinin bilgiye hızlı ulaşmasını sağlamak, sorularına cevap vermek, gerektiğinde doğru kişilere yönlendirmek bu görevin doğal parçasıdır.
Ancak maalesef her marka bu anlayışla hareket etmiyor.
Bazı kurumsal iletişim yöneticileri gazeteciler arasında açık ya da örtülü ayrım yapıyor. Kendilerine yakın gördükleri isimlerle sürekli iletişim halindeler. Telefonları açılıyor, mesajlara dakikalar içinde dönüş yapılıyor. Fakat bazı gazeteciler aynı soruyu sorduğunda telefonlar çalmaya devam ediyor, mesajlar okunuyor ama cevap verilmiyor.
Elbette herkes yoğun olabilir. Hiç kimsenin telefonu anında açması beklenemez. Ancak saatler sonra, hatta gün içinde kısa bir dönüş yapmak bile profesyonelliğin gereğidir. “Şu an toplantıdayım, daha sonra döneceğim.” demek bile yeterlidir. Asıl sorun, tamamen görmezden gelmektir.
Üstelik bu durum yalnızca bir gazeteciye değil, temsil ettiği yayın organına yapılmış bir saygısızlıktır.
Bazı markaların yazılı basına karşı ilgisinin giderek azaldığı da hissediliyor. Sanki bütün iletişim stratejisi sosyal medya içerik üreticileri ve dijital platformlar üzerine kurulmuş gibi bir yaklaşım var.
Eğer gerçekten böyle düşünülüyorsa bunun da açıkça söylenmesi gerekir.
“Artık gazeteler bizim için önemli değil.” deniliyorsa, o zaman yazılı basın neden basın toplantılarına davet ediliyor? Neden basın bültenleri gönderiliyor?
Gazeteci sadece salonu doldurmak için çağrılmamalıdır.
Her gazeteciye, çalıştığı kurumun büyüklüğüne ya da reklam ilişkilerine bakılmaksızın aynı mesafede durulmalıdır. Kurumsal iletişim, kişisel yakınlıklara göre değil, eşitlik ve profesyonellik ilkelerine göre yürütülmelidir.
Bugün otomotiv sektörünün en çok ihtiyaç duyduğu şey yeni modellerden, yeni motorlardan ya da yeni teknolojilerden önce güven duygusudur. Bu güven de ancak şeffaf iletişim, eşit yaklaşım ve bağımsız gazeteciliğe duyulan saygıyla sağlanabilir.
PR ajanslarının görevi gazetecilerin arkadaşlıklarını şekillendirmek değildir.
Kurumsal iletişim yöneticilerinin görevi de gazetecileri kategorilere ayırmak değildir.
Gazetecilerin görevi ise reklam kaygısıyla dostlarından uzaklaşmak hiç değildir.
Çünkü gazetecilik, ancak bağımsız kaldığı sürece gerçek gazeteciliktir. Dostluk ise üç beş kuruşluk reklam bütçesi uğruna feda edilmeyecek kadar değerlidir.

Bu yazı neden kaleme alma ihtiyacı duydum
sektörde bazı marka ve temcilcilerinin aynaya bakmaya ihtiyacı olduğu için yazdım.
Gazeteciler birbirini reklam korkusuyla terk etmemeli.
PR ajansları gazetecilerin dostluklarına yön vermeye kalkmamalı.
Kurumsal iletişim yöneticileri gazetecileri “yakın” ve “uzak” diye ayırmamalı.
Çünkü unutulmaması gereken çok önemli bir gerçek var:
Gazetecilik, reklamla satın alınabilecek bir meslek değildir.
Ve gerçek dostluk da üç beş kuruşluk reklam bütçesine feda edilemeyecek kadar değerlidir.
Bugün belki reklam bütçeleri değişir, ajanslar değişir, iletişim müdürleri değişir, markalar değişir.
Ama geriye dönüp bakıldığında insanların hatırlayacağı şey tek olacaktır:
Kimin mesleğinin arkasında dimdik durduğu, kimin ise küçük hesaplar uğruna hem mesleğini hem de dostluklarını kaybettiği…

Herkese iyi haftalar dilerim
ERCAN KARACA

Exit mobile version
Araç çubuğuna atla